PROF. DR. KAKAÇ: “NÜKLEER SANTRALLER TEMİZ BİR GELECEK DEMEK”

Türkiye, Mersin’de yapımı süren Akkuyu Nükleer Güç Santrali (NGS) ile elektriğinin yaklaşık yüzde 10’luk bölümünü “temiz enerji” kaynakları arasında gösterilen nükleer enerjiden karşılamaya hazırlanıyor. Akkuyu NGS’nin inşaatı tüm hızıyla sürerken, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Soçi’de Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’le görüşmesinin ardından yaptığı “Türkiye’ye Akkuyu NGS’nin yanı sıra 2 yeni nükleer santral daha yapacağız” açıklaması ise ülkenin önemli gündem başlıklarından biri oldu.
Türkiye’nin nükleer enerji alanındaki en önemli isimlerinden biri olan ve ülkenin 60 yıllık nükleer enerji yolculuğuna yakından tanıklık eden TOBB Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sadık Kakaç da nükleer santrallerin sayısının artırılmasının önemine dikkat çeken uzmanlardan biri. Amerika’daki Miami Üniversitesinin Onursal Profesörlüğünün yanı sıra, Türkiye Bilimler Akademisi Onur Üyeliği ve Brezilya Bilim Akademisi Üyeliği görevlerini de yürüten Kakaç, “Nükleer santrallerin sayısı ne kadar artarsa o kadar temiz bir geleceğe sahip olunabilir” diye konuştu.

“Fransa yapabildiyse biz de yapabiliriz”
Bilim dünyasında “hocaların hocası” lakabıyla anılan Kakaç, Türkiye’nin nükleer yolculuğunu ve nükleer santrallerinin sayısının neden artırılması gerektiğini şu sözlerle anlattı: “Türkiye’de nükleer reaktörler kurma çabası 1968 yılında yer seçimi ile başladı. Uluslararası şartlara en uygun yer olarak da Akkuyu mevkii seçildi. Santralin yeri çok önceden kararlaştırılmış olsa da çeşitli sebeplerden ötürü ancak şu anda inşa edilebiliyor. Şu anda Rusya’da kurulan Novovoronej Nükleer Santralinin teknoloji olarak aynısı Akkuyu’ya kuruluyor. Demek istediğim şu ki; Akkuyu’ya kurulmuş olan reaktör Rusya’da denenmiş ve emniyetli olarak çalışan bir reaktördür. Nükleer santrallerin en önemli avantajları sürekli olarak çalışabilmeleridir. Bir nükleer santrali inşa etmenin maliyeti yüksek olsa da nükleer reaktörlerin yakıt ve işletme giderlerinin düşük olması büyük bir avantaj sağlar. Nükleer güç santrallerinin hava koşulları ne olursa olsun yılın yüzde 95’inde 7/24 faaliyetlerini durdurmadan çalışmaları da son derece önemlidir. Karbondioksit salınımı da yapmayan nükleer santraller, çevrenin temiz kalmasına katkıda bulunur. Bir ülkede ne kadar çok nükleer santral varsa orası o kadar temizdir. Buna örnek olarak enerjisinin büyük bölümünü nükleer santrallerden karşılayan Fransa’yı verebiliriz. Türkiye de Fransa gibi ülkeleri örnek alarak nükleer reaktör sayısını artırmalıdır. Onlar bunu yapabildiyse biz de yapabiliriz.”

“Akkuyu NGS sayısız fayda sağlıyor”
Nükleer santrallerin sayısını artırmanın Türkiye’nin doğalgaz ithalatı maliyetlerini de düşüreceğinin altını çizen Kakaç, Fransa’nın yanı sıra enerjisinin büyük bölümünü nükleerden karşılayan Güney Kore’nin, Japonya’nın da Türkiye için iyi bir örnek olabileceğini belirtti. Kakaç, “Ülkemizin mali durumu, anlaşmalar ve siyasi durumlar da göz önüne alınarak mümkün olduğu ölçüde fazla nükleer güç ünitesinin ilave edilmesi lazım. Şu anda yetkililerin açıklamalarından takip ettiğim kadarıyla Akkuyu NGS ülkemize birçok fayda sağlıyor. Nükleer eğitim için Rusya’ya giden öğrencilerimiz var. Orada iyi bir eğitim alıp Türkiye’nin ilk nükleer santralinde görev yapabilmek için gerekli olan donanımı elde ediyorlar. Bu şekilde de geniş bir tecrübeye sahip olan bir genç kitle yetişiyor. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanının da vurguladığı gibi santralde şu an 12 bin kişi çalışıyor. Santral tamamlandıktan sonra da 4 bin kişi çalışacak. Böylece çok büyük bir istihdam fırsatı da olacaktır. Dolayısıyla Akkuyu’da güzel bir iş yapılıyor. Gerçekten ülkemiz için faydalı bir iş yapılıyor” ifadelerini kullandı.

“Aya gitmekten daha zor”
Nükleerin rüzgar ve güneşin aksine devamlılığı olan ve her koşulda hizmet verebilen bir enerji kaynağı olduğunu da vurgulayan Kakaç, nükleer santrallerin iklim değişikliğinin olumsuz etkilerine karşı sağladıkları yararları da anlattı. Kakaç, “Nükleer reaktörler temiz enerji sistemleridir. Karbondioksit ve sera gazı salınımları yoktur. Yerkürede sıcaklık artışına sebep olmazlar. Artık herkesin bildiği gibi yerkürenin ısınması çok tehlikeli sonuçlar doğuruyor. Bu sonuçları ülkemizde bile görmeye başladık. Dünya önümüzdeki 30 yılda karbondioksit salınımlarını azaltabilmek için uğraşıyor. Ama baktığımız zaman MIT (Massachusetts Teknoloji Enstitüsü) Başkanı L. Rafael Reif'ın da dediği gibi; aya gitmek bile karbondioksit salınımı problemini çözmekten daha kolay. Teknikleri geliştirmişsen, bütün cihazları yapmışsan, fizik, matematik, mühendislik gibi sorunları çözmüşsen aya inersin. Ama karbondioksit salınımını sıfıra indirmek çok daha zor çünkü bunun için dünyadaki bütün ülkelerin anlaşması gerekir. Şu andaki durumda Hindistan gibi karbondioksit salınımı yapan santrallere sahip ülkeler buna ‘evet’ demiyor. Geçmişte karbondioksit üreten santrallerle sanayisini geliştiren ülkeler gibi onlar da şimdi bunu yapmak istiyor. Dolayısıyla anlaşmak, ortak bir noktada buluşmak çok zor. Nükleer enerji yenilenebilir enerji; ağırlık verilmesi lazım” dedi.

“Nükleere karşı olanların bilimsel bir dayanağı yok”
Prof. Dr. Sadık Kakaç, Türkiye’de nükleer santral inşa edilmesine karşı olan kesimlerin argümanlarından biri olan Almanya örneğine de değindi. Kakaç, “Türkiye’de bazı gruplar ‘Almanya nükleer santralleri kapatıyor, Türkiye nükleer santral açıyor’ diyerek yapılanın yanlış olduğunu savunuyor. Almanya hükümeti nükleer santralleri kapatmıyor. Çalışma süresi tamamlanmış olan, 60 yılı doldurmuş olan nükleer reaktörlere lisans vermiyor. Bu reaktörlerde aranan kriterlerin yerine getirilmesi için de para gerektiriyor. Diğer taraftan Almanya, yenilenebilir enerji kaynaklarına, yani biyokütle, güneş enerjisine, rüzgar enerjisine, jeotermale ağırlık vermiş durumda. Alman hükümeti diyor ki; ‘nükleer santral yine kurulur evet ama gerekli şartlar yerine getirildiğinde’. Yani orada nükleer enerjiye karşı olan kimse yok” ifadelerini kullandı.

“Toryumla çalışan nükleer santraller olabilir”
Kakaç’ın dikkat çektiği bir konu da Türkiye’nin gelecekte nükleer ile ilgili atacağı adımlarda toryuma yönelebileceği oldu. Türkiye’nin, dünyanın en büyük toryum yataklarından birine sahip olduğunu ve toryumun 4. nesil nükleer santrallerde yakıt olarak kullanılabildiğini hatırlatan Kakaç, “Toryum yataklarını nükleer santrallerde kullanmak için çalışmalar Türkiye’de de var. Bugüne kadar toryumun kullanılmamasının nedeni plütonyum üretememesi. Biliyorsunuz çok eski zamanlarda nükleer reaktörleri kuranların amacı, bunu diğer ülkelere karşı bir tehdit olarak kullanmaktı ve toryum bu noktada işe yaramıyordu. Ama amaç enerji elde etmek olduğunda bir nükleer reaktörü çalıştırmak için toryum da ideal yakıtlardan biridir. Dolayısıyla Türkiye’de de toryumla çalışan 4. nesil nükleer santraller kurulabilir” diye konuştu.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.