UZMANLAR: “İKLİM KRİZİNİ ÇÖZMENİN YOLU NÜKLEER ENERJİDEN GEÇİYOR”

 - (İHA) -  Uluslararası Enerji Ajansı (IEA), yayımladığı son raporda, gelişmekte olan ekonomilerde temiz enerji yatırımını en önemli küresel öncelik haline getirmenin zamanının geldiğine dikkat çekti. Ajansın Dünya Bankası ve Dünya Ekonomik Forumu ile birlikte hazırladığı “Yükselen ve Gelişmekte Olan Ekonomilerde Temiz Enerji Geçişlerinin Finansmanı” başlıklı raporda, karbonsuz bir gelecek için nükleer enerjinin de aralarında bulunduğu temiz enerji kaynaklarına yatırım yapılmasının gerekliliği vurgulandı. 

  “Sıfır emisyon hedefine ulaşmak için nükleer enerji şart” 

  Nükleer enerjinin iklim değişikliğiyle mücadelede oynadığı kritik rol, Türkiye’nin en özel ve önemli nükleer etkinliği olan ve bu yıl 8’incisi gerçekleştirilen NPPES-2021 Nükleer Santraller Zirvesinde de ele alındı. Rusya Devlet Atom Enerjisi Kurumu Rosatom’un da uzun zamandır ana ortak olarak katkı sunduğu zirvede konuşan İstanbul Teknik Üniversitesi Enerji Enstitüsü Nükleer Araştırmalar ve Yenilenebilir Enerji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Üner Çolak, “Dünyanın geleceğini sürdürülebilir hale getirmek için iklim değişikliği konusuna eğilmeli ve bu etkilerle mücadele edebilmek için enerji karmasını çeşitlendirmeliyiz. 2050 yılına kadar sıfır emisyon hedefine ulaşılabilmek son derece önemli ve burada nükleer enerjiye de önemli bir görev düşüyor” dedi. 

  “Akkuyu NGS, elektrik ihtiyacının yaklaşık yüzde 12’sini karşılayacak” 

  Çolak, Türkiye’nin enerji karmasındaki mevcut durumunu ve ülkenin nükleer enerjiye geçişini sağlayacak olan Akkuyu Nükleer Güç Santrali ile elde edilecek kazanımları ise şöyle anlattı:

  “Türkiye olarak nüfusumuz 84 milyonun birazcık üzerinde. Kurulu kapasitemiz yaklaşık olarak 100 bin MW’a yakın ve geçen yılın elektrik tüketimi 300 teravatsaatin üzerinde. Kişi başı yıllık elektrik tüketimimiz ise 3 bin 725 kilovatsaat. Türkiye aslında Avrupa’da nüfus ve yüzölçümü olarak büyük ülkelerden bir tanesi ve gelecekte de kalkınma potansiyeli yüksek olan bir ülke. Kurulu kapasite açısından en büyük pay yüzde 32’nin biraz üzerinde bir oranla hidroelektrik tesislerine ait ama bunun üzerine fosil yakıt ile ilgili kapasiteyi de eklediğimizde oran neredeyse yüzde 50’yi buluyor. Yani mevcut santrallerin yaklaşık olarak yarısı hidroelektriğe ve fosil yakıta ait. Yaklaşık olarak yüzde 27’lik bir pay ise diğer tüm yenilenebilir enerji kaynaklarına ait ve bu oranın içinde de yine fosil yakıtlar bulunuyor. Yani Türkiye’de baskın bir şekilde fosil yakıt etkisi görüyoruz. Türkiye’nin geleceğe yönelik enerji politikasına baktığımızda ise iklim değişikliğiyle mücadelede önemli bir adım olarak yorumlanabilecek şekilde yenilenebilir enerjinin ilk sırada yer aldığını görüyoruz. Bu politika çerçevesinde ayrıca nükleer enerjiye daha çok yer verilmesi konusu üzerinde de önemle duruluyor. Şu anda bilindiği gibi 4 bin 800 MW’lık kurulu güce sahip olacak olan Akkuyu Nükleer Güç Santralinin (NGS) inşaatı devam ediyor. Akkuyu NGS’nin enerji üretimi yüzdelik olarak yüksek olacak ve de elektrik ihtiyacının yaklaşık yüzde 12'ye yakın bir bölümünü karşılayacak.” 

  “Türkiye’nin nükleere yönelmesi zorunlu” 

  Zirvede konuşan Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Çevre Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü Doç. Dr. Ahmet Demirak da Türkiye’nin gelecekteki enerji karmasında nükleer enerjinin alacağı yeri yorumladı. Demirak, “Türkiye’nin nükleer enerjiye yönelmesi bir seçenek değil, bir zorunluluk olarak görünüyor. Gelişmiş ülkeler seviyesine yükselebilmemiz için nükleer enerjiye geçiş yapmak zorundayız” diye konuştu.

  İklim değişikliğine neden olan parametrelerin belli olduğunu belirten Demirak, “Bunların başında sera gazı gelmektedir. Ancak bunu sadece sera gazıyla açıklayamayız. İklim değişikliğini oluşturan aslında bizim yaşam biçimimiz ve üretim modelimiz. Bu etkileri durdurmak için parametreleri mutlaka değiştirmemiz gerekiyor ki; bunların başında yenilebilir enerji ve düşük karbon teknolojilerini geliştirmek geliyor. Bu da tek başına yeterli değil. İklim dostu politikaların uygulanmasına da devam edilmeli” ifadelerini kullandı.

  “Temiz enerjiye geçişin nükleersiz olamayacağı açıktır”

  2040 yılının sonunda karbondioksit salınımının yaklaşık 4 milyon ton olacağının düşünüldüğünü dile getiren Demirak, şöyle devam etti: “Bunu engellemek, karbondioksit salınımını düşürmek için şu an var olan yüzde 36’lık temiz enerji dilimimizi yüzde 85’e kadar yükseltmemiz gerekiyor. Temiz enerji denildiği zaman da aklımıza rüzgar ve güneş enerjileri geliyor, ancak bu enerji türlerinin de kendi içinde sürekli olmamaları, fazla araziye gereksinim duymaları gibi bir takım sorunları var. Nükleer enerji santrallerine baktığımızda ise mevsimlere ve hava koşullarına bağlı olmadan 7/24 istikrarlı bir şekilde çalıştıklarını, rüzgar ve güneş enerjisi üretmek için inşa edilen tesislere kıyasla çok daha az yer kapladıklarını ve tüm bu avantajların yanında çevreye zarar vermeden uzun yıllar boyunca işlevlerini sürdürdüklerini görüyoruz. Bu sebeplerden dolayı, temiz enerjiye geçişin nükleersiz olamayacağı açıktır. Nükleer enerji, temiz enerjiye geçiş için temel rol oynar. Dünya olarak 2040 yılına kadar karbonsuz bir gelecek inşa etmek istiyorsak nükleer enerjinin payının da mutlaka artırılması gerekiyor. Temiz bir gelecek için konulan bu hedeflere ulaşmak için 2040’a kadar nükleer santrallerin sayısının şimdikinin yüzde 80’i kadar artırılması yerinde olacaktır.”

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.